GezEglen Yeniden Sizlerle

Seneler 2009 Nisan'ı gösterdiğinde yayın hayatına başlamıştı Gezeglen. Araya giren ayrılık sonucu sizlerden uzak kaldı ama şimdi yeniden daha güçlü olarak sizlerle ...

Geleceğimiz ; Elektrikli Arabalar

Aslında bunun ülkemizin güzide beyin güçleri tarafından bulunması ve geliştirlmesini isterdim fakat yabancılar yine bizden önce davrandılar. Çünkü yıllardır benzine en fazla vergi veren ülkelerin başında geliyoruz. Bu sebeble benzine en fazla veren insanlarız..

Facebook Sayfamızı Beğendiniz mi?

Günümüzde çoğumuzun kullandığı sosyal iletişim ağı Facebook'taki sayfamızı beğenerek, Facebook üzerinden de blogumuzun arşivine ulaşabilir, bu bilgilerin kolayca size ulaşmasını sağlayabilirsiniz ...

Eurovision 2012

Heryıl yapılan Eurovision şarkı yarışmasında bu sene ülkemizi süpriz bir isim Can Bonomo temsil edecek. Henüz şarkı konusunda bir açıklama yapılmadı ...

Öğrenciye 29 Yaşına Kadar Askerlik Yok

Bu yazımda kendimin de Ocak ayında tamamladığım askerlikle ilgili olarak yeni çıkan yasa tasarısı hakkında bilgi vereceğim. Bazı arkadaşlarımız müjde olarak algılar bazıları ise olağan bişey kabul eder ama ben yine de söyleyim...

7 Mayıs 2009 Perşembe

Kısa Mesaj (SMS) Neden 160 Karakter?

Kısa mesaj günümüzde özellikle genç kullanıcıların vazgeçemedikleri bir özellik. Fakat bir de şu 160 karakter sınırı olmasa... Sırf bu yüzden pek çok kullanıcı kısaltmalar kullanmak zorunda kalıyor. Ama neden kısa mesaj 160 karakter ile sınırlı? Niye 150 veya 200 değil de 160? Bunun sebebinin teknik bir zorunluluk ile ilgili olduğunu düşünebilirsiniz. Fakat işin gerçeği, bu 160 karakter sınırının herhangi bir teknik sebebi yok. Bunun tüm suçlusu Friedham Hillebrand adlı bir Alman.


1985 yılında, iletişim araştırmacısı olan Friedham Hillebrand ve birkaç meslektaşının önemli bir görevi vardı. Görevleri taşınabilir telefonların görüntüleyebilecekleri metin tabanlı mesajlar ile ilgili standartları oluşturmaktı. Hillebrand bir mesajın en fazla kaç karakter içerebileceğine karar vermeliydi. Daktilosunun başına oturdu ve yazmaya başladı. İnsanların bir kısa mesajda yazmaları muhtemel rastgele notlar ve sorular yazarak bütün bir kağıdı doldurdu. Sonra bu notların hepsini okudu. Görünüşe göre 160 karakter her kullanıcı için fazlasıyla yeterli olacaktı ve o günden sonra 160 karakter standart olarak kabul edildi.

İnsanlık Nereye Gidiyor?

Son zamanlarda okuduğumuz haberlere bakarak gerçekten insanlık nereye gidiyor diyoruzdur neredeyse hepimiz. İnsan hayatı artık tamamen değersizleşti. Evet hepimiz duyuyoruz, okuyoruz bilmem kaç yaşındaki kıza tecavüz, kız babasından hamile, iş yerini basan katil 3 kişiyi öldürdü, en son da bildiğiniz üzere Mardin'de 45 kişinin ölümüne neden olan feci katliam vs.... İnsan hayatı bu kadar basit mi? Nasıl olur böyle bişey düşünemiyorum. Ne oluyor bu insanlara? Bugün bu konuyu inceleme ihtiyacı hissettim blogumda.

Öncelikle toplumu bu hale getiren sebepler ne onları düşünmeliyiz. Bir insan nasıl olurda diğer bi insanı öldürebilir. Ya hadi bi insanı da geçtim 45 tane cana nasıl kıyabilir. Bunun açıklanacak bir tarafı yok. Toplumu gerek televizyonlar olsun gerek gazeteler olsun hep şiddete sürüklüyorlar. Sonucunda bu olaylar meydana geliyor.


3 Mayıs 2009 Pazar

Herşeyi Bilen Kadına Sorun!

Lipton Yellow Label Tea nin tanıtımı için yaptırdığı site hakkında sizlerle bilgilerimi paylaşacağım. Avrupa Yakasının Fatoş u Şenay Gürler ile hazırlanmış tanıtımda öncelikle sizden aklınızda bir nesne tutmanızı istiyor ve ardından size 20 tane soru soruyor, sorulara verdiğiniz yanıta göre nesneyi tahmin etmeye çalışıyor ve genelde de biliyor nesneyi. Olaki bilemezse sizden bir hak daha istiyor ve size 5 soru daha soruyor. Tanıtıma siteniz görsel zenginliği ve Şenay Gürlerin o alışık olduğumuz jest ve mimikleri ayrı bir tat katmış. Site adresini yazının devamında sizlerle paylaştım.

Bu zevkli oyunu sizlerle paylaşmak istedim. Umarım sizler de beğenirsiniz.

Oyunu Oynamak İçin http://www.herseyibilenkadin.com/

29 Nisan 2009 Çarşamba

Karıncaların İlginçlikleri

Doğada hangi hayvan olmak istersin deseler ya kuş olmak isterim ya da karınca. Karıncalara karşı küçüklükten gelen bir sevgim vardır. Bu nedenlede bulduğum bu güzel yazıyı sizlerle paylaşmak istedim. Bu yazıda ne yazıyor diyenlere küçük bir özet söyleyim. Karıncaların suyun içinde neden boğulmadıklarını anlatıyor.
Bir karıncayı alın, suyun içine batırın, saatlerce tutun ölmez. Sudan çıkardığınızda ölü gibi görünür ama birkaç saat içinde kendine gelir. Biz insanlar böyle suya batırılsak, nefes alamadığımız için oksijensizlikten ölürüz ama su karıncaların çok ince olan nefes tüplerinden içeri giremez. Karbondioksitten narkoz yemiş gibi olurlar. Tabii ki bu süre çok uzarsa onlar da ölürler ama dayanma süreleri inanılmazdır.

Ne var ki, karıncalar yağmur ve seller altında bu şekilde nefeslerini tutarak mücadele vermiyorlar. Yağmuru hissedince yuvalarına giriyorlar ve giriş yollarını tıkıyorlar. Ateş karıncası denilen bir türünde ise karıncalar birbirlerine tutunarak sel sularının üstünde yüzüyorlar. Bir yerde karaya vurup çıkıyorlar. Tabii kraliçe karınca ortada, yüksekte ve mümkün olduğunca kuru tutuluyor.

Karınca yuvaları inşaat tekniği olarak örnektirler. Yuvanın girişine bağlı ve buradaki suyu alıp başka tarafa verebilen birçok tünel daha inşa ederler. Bazıları ise yuvalarının üstünü öyle sağlam kapatırlar ki, sel sularının bir evin çatısının üstünden aşması gibi geçip giderler.

Yine de bir aksilik olur, yuva su ile dolarsa, karıncalar çöp ve yaprak parçalarına veya yukarıda belirtildiği gibi birbirlerine tutunup yüzebilirler. Çok şiddetli yağmurdan sonra oluşan çamur tünellerini kapattığı zaman ise yuvalarını yeniden inşa etmek zorunda kalırlar.

Gündelik hayatta artık yaygın olarak kullanılan mikrodalga fırınların kapaklarında kaçak yapmamaları, insanlara zarar vermemeleri için özel tedbirler alınır. Ancak bir mikrodalga fırınına girmiş karıncaya, fırın çalıştığı sürece bir zarar gelmeyeceğini biliyor muydunuz?

Mikrodalga fırınlarında ışın yoğunluğu bir noktaya göre ayarlıdır. Bu nokta hemen hemen fırının ortasıdır. Bu nedenle yiyecek, her tarafı eşit pissin diye ortada dönen bir tabla üzerine konulur. Karıncalar fırında ışınların daha az yoğun olduğu bölgeleri hissederler. Zaten sıcak bölgelere girseler de, vücut yüzey alanlarının hacimlerine oranla yüksek olması nedeni ile ılık bölgeyi bulana kadar kendilerine zarar gelmez.

Avrupa Yakasının Dilber Halası

Çoğumuz severiz bu diziyi. Avrupa Yakası bu televizyon dünyasında yıllardır seviyesini koruyarak devam eden ender dizilerden birtanesi. Gerçekten oyuncular, senarist, yönetmen çok başarılılar. Tabi bu dizide tutulan oyuncular da çok fazla. Öncelikle Burhan abi bunların başında geliyor, geçen senelerden gaffur var ve şimdi de Dilber Hala dizide en çok sevilen oyuncuların başında geliyor. Dilber Halanın sözlerine çoğu zaman bilmesekte gülüyoruz, işte dizinin senaristi Gülse Birsel bu konuda bir rehber yayınladı.

İşte Dilber Halanın Sözlüğü

* Hoşşik: Yalaka, karaktersiz, ukala
* Dinelmek: Ayakta kalmak
* Banadura: Domates
* Gındırık: Aralık
* Gıllik, gıllicik: Küçük, küçücük
* Sası: Tatsız, yavan
* Zebil gibi: Çok, gereğinden fazla
* Hatın kız: Hanım kız
* Booy boy: Eyvaah eyvah
* Bahele: Bak hele
* Çekticeği damar kurusun: Çektiği damar, soy, kurusun
* Soykası batasıca: Soyu sopu batasıca
* Zaar: Zahir, herhalde, öyle görünüyor ki
* Kele: Ayol
* Cıvır: Diri, genç
* Avel: Aptal
* Cibilliyet: Geçmiş
* Bici bici: Adana’ya özgü, nişasta, gül suyu ve buzla yapılan bir tatlı
* Gadasını almak: Derdini, belasını almak
* Zumzuk: Yumruk

27 Nisan 2009 Pazartesi

Berkin ve Murat --- Sanadır Yar

Kim de aşk acısı yokturki. Herkes kalbinde böyle bir acı taşır. Benim de bu acıyı doruklarda hissettiğim şu günlerde slow müzik dinlemek için videolar ararken bu şarkıya rastladım. Sanadır yar şarkısını seslendiren bu arkadaşlar gerçekten çok başarılılar. Eminimki sizlerde bu şarkıyı çok seveceksiniz. Videoyu yazının devamında bulabilirsiniz.





Tekrar Birlikteyiz!!!

Evet bir haftalık aradan sonra tekrar birlkteyiz. Vizelerden sonra dinlenmek amacıyla bir haftalık yaptığım tatilin ardından yeniden sizlerleyin. Artık blogumuzun büyüme vaktinin geldiği zamanlardayız. Yeni bir anlayışla hergün daha da büyüyecek olan blogumuza sahip çıkmanızı ve bu blogu hep birlikte yaşatmayı sizlerden istiyorum. Büyüme aşamasında kategori sayımız artacak, günlük yazı sayısı artacak ve tabiki sizlerin sayesinde yazılarımıza yapılan yorumlar artacak. Bununla birlikte günlük ziyaretçi sayımızda buna paralel olarak artacaktır.

Bu aşamada büyüyerek her gün gelişen blogumuz daha eğlenceli, daha kaliteli, daha bilgili olacak bu da eminimki sizlerin çok hoşuna gidecektir. Siz değerli ziyaretçilerimiz de sitenin içeriğine katkıda bulunmak istiyorsanız iletişim bölümünden bizlerle iletişime geçebilirsiniz.

Blogumuzu takip etmeye devam edin....